Çakırlar’da Gözleme Hikâyesi Nasıl Başladı? Kezban Yenge’nin 1997’ye Uzanan Hikâyesi

Antalya Rehberi

Bazen Antalya’nın geçmişine dair ilginç şeyler hiç beklemediğim yerlerden karşıma çıkıyor. Bu kez elime, Çakırlar denince bugün akla gelen gözleme bahçelerinden birinin, Kezban Yenge’nin eski bir tanıtım kitapçığı geçti.

Kitapçığın kapağında “Sosyete Pazarı’nın Kurucusu Kezban Yenge” yazıyor. İçeride ise Kezban Kan kendi hayatını, Antalya’ya dönüşünü ve bugün Çakırlar’da alışık olduğumuz gözleme-pazar kültürünün nasıl ortaya çıktığını kendi ağzından anlatıyor.

Okudukça benim ilgimi işletmenin kendisinden çok, Çakırlar’ın bugünkü haline nasıl geldiğinin hikâyesi çekti.

Her şey Antalya’ya dönüşle başlıyor

Kezban Kan’ın anlattığına göre çocukluğu oldukça zor şartlarda geçmiş. Henüz 16 yaşındayken öğretmen olan eşiyle evlenmiş; eşinin görevleri nedeniyle Diyarbakır, Konya ve Zonguldak gibi Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşamış.

Gittiği yerlerde yalnızca ev hayatıyla sınırlı kalmamış. Köylerde tarımla uğraşmış, halı dokumuş, sera kurmuş, yöredeki insanlarla birlikte üretmiş.

1991 yılında ise memleketi Antalya’ya dönmüşler. Eşinin Kumluca’ya tayin edilmesinin ardından köyde bir sera kurmuş ve üretime başlamış.

Kitapçıkta anlatılanlara bakılırsa Kezban Yenge’nin sonraki yıllarda Çakırlar’da yapacağı işin temelinde de aslında bu yıllarda edindiği deneyimler var.

Çakırlar henüz bugünkü Çakırlar değilken

Hikâyenin benim için en ilginç kısmı bundan sonra başlıyor.

Kezban Kan, eşinin Kumluca’daki görevinin ardından komşu köyün okuluna tayin edildiğini ve bölgenin potansiyelini fark ettiklerini anlatıyor.

Bugün hafta sonları kahvaltı yapmak, gözleme yemek veya doğanın içinde vakit geçirmek için gittiğimiz Çakırlar ve çevresini o günlerde çok farklı tarif ediyor.

Orman içinde, şehirden yaklaşık 10-15 kilometre uzakta, yeterince değerlendirilmeyen bir alan…

Kezban Yenge ile eşi burada insanların şehirden gelip köy ortamında vakit geçirebileceği bir yer oluşturmayı düşünüyorlar.

Planlarında köy ürünleri, gözleme, bazlama ve katmer var. İnsanların ağaçların gölgesinde oturabileceği, köy pınarından su içebileceği ve şehirden kısa süreliğine uzaklaşabileceği bir ortam hayal ediyorlar.

İşin resmi tarafı da var. Kitapçıkta anlatıldığı kadarıyla köy muhtarıyla birlikte hareket edilerek Orman Bakanlığı nezdinde gerekli işlemler gerçekleştiriliyor ve orman içerisinde belirli bir alan projelendiriliyor.

İlk gözleme sacın üzerinde pişiyor

1997 yılının sonbaharında küçük oğulları Şenol ile birlikte haftanın sonları için küçük bir pazar oluşturmaya başlıyorlar.

Başlangıç gerçekten küçük.

Kendi yetiştirdikleri portakal, limon, domates, çilek, tere, maydanoz, gelincik, ebegümeci, ısırganotu ve nergis gibi ürünleri sergiliyorlar. Önce küçük bir sandık, ardından küçük bir tezgâh…

Sonra çevredeki insanlar da ürettiklerini getirip satmaya başlıyor.

Ve 1998 baharında hikâyenin bugün açısından en dikkat çekici kısmı yaşanıyor.

Kezban Yenge, kitapçıkta pazarın ilk gözlemesini kendisinin yaptığını anlatıyor. Çam ağacının gölgesine kilimini seriyor, sacını hazırlıyor, altındaki odunları yakıyor ve gözlemeyi pişiriyor.

İnsanlara ikram ediyor.

Anlattığına göre ilk tepkiler oldukça olumlu. Gelenler ertesi hafta yeniden geliyor. Ardından yufka, köy peyniri, tarla domatesi, çilek, portakal gibi ürünler ekleniyor. Çul ve kilimler seriliyor, közde çay yapılmaya başlanıyor.

Yani bugün Çakırlar’da bize son derece sıradan gelen “ağaçların altında oturup gözleme yiyelim, köy kahvaltısı yapalım” fikrinin oluşumunu adım adım okuyorsunuz.

Bir tezgâhtan pazara

İş büyüdükçe Kezban Yenge tek başına yetişemediğini ve çevresindeki insanlara “Biz yetişemiyoruz, siz de gelin” dediğini anlatıyor.

7-8 hafta içerisinde 8-10 tezgâh daha kuruluyor. Yakındaki köylerden gelenler de ürünlerini burada satmaya başlıyor.

Gözleme ve köy ürünleri için gelen insanların sayısı arttıkça oturma alanları da gelişiyor. Önce yere serilen kilimler, ardından birkaç köşk…

Kezban Yenge’nin anlatımında hoşuma giden küçük bir ayrıntı var. İnsanların bu köşklere yerleşip yemek yediğini, çay içtiğini, gazete okuduğunu, çocukların oynadığını ve bazılarının hafta sonlarını neredeyse tamamen burada geçirdiğini anlatıyor.

Bir süre sonra burası yalnızca alışveriş yapılan bir pazar olmaktan çıkıp Antalya’dan insanların hafta sonu geldiği bir yere dönüşüyor.

“Sosyete Pazarı” adı nereden geliyor?

Kitapçıkta burası “Sosyete Pazarı” olarak tanımlanıyor.

Kezban Yenge’nin anlatımına göre özellikle bayramlarda, tatillerde ve hafta sonlarında Antalya’dan insanların misafirlerini getirdiği bir yer haline geliyor.

1997’den 2013’e uzanan dönemde pazardaki tezgâh sayısının 300’e, gözlemeci sayısının ise 60’a ulaştığını söylüyor.

Bugün Çakırlar tarafına gittiğimizde gördüğümüz yoğun gözlemeci ve köy kahvaltısı kültürünün nereden geldiğini düşününce bu rakamlar daha anlamlı hale geliyor.

Hikâye Geyikbayırı’na kadar uzanıyor

Kezban Yenge daha sonra ikinci şubesini açıyor. Ardından aile, Antalya’nın dağ turizmine de katkı sağlamak düşüncesiyle Geyikbayırı tarafına yöneliyor.

Kitapçıkta, oğulları Şenol’un girişimiyle “Kezban’s Guest House / Camping” adı altında üçüncü bir işletmenin başladığı anlatılıyor.

Geyikbayırı’nın kaya tırmanışıyla tanınmaya başladığı yıllar bunlar. Aile burada Türk yemeklerinin sunulduğu bir restoran ve ağaç evler yapıyor.

Dolayısıyla hikâye yalnızca gözleme ile sınırlı kalmıyor; Çakırlar’dan başlayıp Geyikbayırı’nın turizm hikâyesine kadar uzanıyor.

Elimde kalan güzel bir Antalya hikâyesi

Bu kitapçığı okurken benim için en değerli tarafı “Kezban Yenge kaç yılında açılmış?” sorusunun cevabını öğrenmek olmadı.

Asıl hoşuma giden, bugün Antalya’da son derece alışık olduğumuz bir hafta sonu kültürünün oluşumuna dair içeriden bir anlatı okumak oldu.

Bugün Çakırlar dediğimizde gözleme, bazlama, köy kahvaltısı, ağaçların altındaki masalar ve yan yana sıralanmış işletmeler gözümüzde çok doğal bir görüntü oluşturuyor.

Ama Kezban Kan’ın yıllar önce hazırlanan bu kitapçıkta anlattıklarına göre başlangıç çok daha mütevazı: Birkaç ürünün satıldığı küçük bir tezgâh, çam ağacının altına serilen bir kilim, ateşin üzerine konulan bir sac ve orada pişirilen bir gözleme…

Kezban Yenge, Çakırlar’daki ilk gözlemeyi kendisinin yaptığını ve burada oluşan “Sosyete Pazarı”nın kurucusu olduğunu söylüyor.

Bunun bağımsız tarihsel kaynaklarla doğrulanması ayrı bir araştırmanın konusu. Ama elimdeki bu eski kitapçık, en azından Çakırlar’ın gözleme ve köy kahvaltısıyla özdeşleşmeye başladığı yıllara içeriden bırakılmış oldukça güzel bir Antalya hatırası.

Antalya'yı Bizimle Keşfedin!

Günlük mekan önerileri, saklı koylar ve şehir etkinlikleri Instagram hikayelerimizde.

@antalyasehri Takip Et

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir